Ekin Yazın Dostları

Kitap Okurlarının Buluşma Noktası

Archive for the ‘İzmir 1. Grup’ Category

İzmir 1. Grup

Ölüme Eş (Bernard Aichner)

Posted by sinaniy 15 Şubat 2021

İzmir 1. Grup Mart 2021

AŞK İÇİN, İNTİKAM İÇİN NELERİ GÖZE ALIRSIN?
Blum’un son sekiz yıldır harika bir hayatı vardır. Cenaze işlerine  bakan bir şirketi, tatlı küçük kızları, âşık olduğu polis kocası. Ve geçmişten gelen korkunç bir sırrı. Ancak bir vurkaç olayı bu hayatı paramparça eder. Kocası Mark’ın ani ölümüyle yıkılır Blum. Mark’ın odasını toplarken bulduğu konuşma kayıtları onun bir araştırmaya giriştiğini gösterir. Kısa zaman sonra, Blum kocasının ölümünün kaza olmadığını, onun öldürüldüğünü öğrenir. Blum, Mark’ın neden öldürüldüğünü bulacak ve suçluları uygun gördüğü şekilde cezalandıracaktır. Ölüme Eş dili, temposu ve giderek artan gerilimiyle unutulmayacak bir polisiye…

Posted in İzmir 1. Grup | Leave a Comment »

Empedokles’in Dostları (Amin Maalouf)

Posted by sinaniy 15 Şubat 2021

İzmir 1. Grup Mart 2021
AMIN MAALOUF’TAN 8 YIL ARADAN SONRA YENİ BİR ROMAN…
Türkiye’de geniş bir okur kitlesine sahip Amin Maalouf yeni romanı Empedokles’in Dostları’yla okurlarını selamlıyor.
Romanlarıyla olduğu kadar deneme kitaplarıyla da ilgi çeken Maalouf, Empedokles’in Dostları’nda bu kez geleceğe yönelik bir kurguyla dönüş yapıyor. Ölümcül Kimlikler ve Uygarlıkların Batışı kitaplarında yer verdiği eleştirel gözlemlerin izinde yarı distopik bir dünya çiziyor. Platon’un mağarasından çıkıp Empedokles’in Dostları’yla tanışmaya davet ediyor bizi.
Atlas Okyanusu kıyısındaki küçük Antioche adasının yalnızca iki sakini vardır: Orta yaşın verdiği olgunlukla sessiz bir hayat sürmek isteyen Alec ile yazdığı ilk romanının yakaladığı başarı sonrası her şeyi ardında bırakan esrarengiz Ève. Birbirlerinden uzakta, kırılgan yalnızlıklarının tadını çıkaran bu iki insanın yolu bir gün elektriğin, telefonların, televizyon yayınlarının, internetin, kısacası her türlü iletişim aracının etkisiz hale gelmesiyle kesişir.
Gerçeğe ulaşma imkânı kalmayınca fısıltı gazetesi işlemeye başlar: Gezegen bir nükleer felaketin eşiğindedir, Amerika küresel ölçekte bir terör saldırısına maruz kalmıştır, insanlığın hayatını kolaylaştıran teknolojik gelişmeler artık insanlığın sonunu getirmiştir…
Tüm dünya bu söylentilerle çalkalanırken, kendilerine Empedokles’in Dostları diyen, son derece gelişmiş bir teknolojiye ve tıp bilgisine sahip bir grup gizemli insan bu karmaşaya son vermek üzere çıkagelir. Alec bu insanların kim olduğunu
öğrenmeye çalışırken, içinde yaşadığımız dünyanın çelişkileriyle de yüzleşmek zorunda kalır. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır.
“Hayal kırıklığı içeren bu satırları yazarken hikâyenin sonuna geldiğim izlenimindeyim. Geldiler, üstünlük kurdular, dünyada hem kaygı hem de umut rüzgârları estirdiler, sonra da gittiler.”

Posted in İzmir 1. Grup | Leave a Comment »

Dünya Ağrısı (Ayfer Tunç)

Posted by Aydın Ergil 13 Şubat 2021

Dünya Ağrısıİzmir 1. Grup Şubat 2021
İstanbul 6. Grup Mart 2019
Ankara 2. Grup Kasım 2014
Karadeniz Ereğli Grubu Mart 2014

“Hayat, kayaç katmanları gibi parçalarına ayrılan değersiz bir kütledir.”
Türkçe edebiyatın sözünü sakınmayan kalemi Ayfer Tunç, yazarlık hayatının 25. yılında sarsıcı bir romanla karşımızda.
Hayatı “yolcu” olarak yaşamak isterken baba mirası otelin işletmecisi, ailesinin “reisi” olmak zorunda kalan Mürşit, her geçen gün tamahkârlaşan bir şehirde, gerçek dostluğu İstanbul’da bıraktığı hayaletlerden kaçarak Mürşit’in oteline sığınan Madenci’de buluyor. İki arkadaşın dünya algısı, okuyucuya Türkiye tarihindeki utanç sayfalarının bir özetini sunuyor.
Arka planı toplumsal facialar, kitlesel cinnet hikâyeleriyle örülen Dünya Ağrısı’nda, geçmişle hesaplaşma cesaretini gösteren insanları yaşadıkları toplumdan ayıran sınır imleniyor.
Dünya Ağrısı kelimelerle sıkılmış bir yumruk. Böyle bir şehirde sır saklamanın imkânsız olduğunun farkında değil. Öğrenecek elbet, bir gün şehir dediği şeyin birbirini gözleyen sayısız gözden ibaret olduğunu o da anlayacak. Ama buna çoktan alışmış olacak ya da daha fenası başkalarını gözleyen sayısız gözden biri haline gelecek. Babamın oğlu o olmalıydı diye düşünüyor, ben, oğlum gibi bir oğul olsaydım babam mutlu ölürdü; oğlum babamın istediği gibi bir oğul olduğu için ben mutsuz öleceğim. (Tanıtım Bülteninden)

Bir Makale: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/39957/Ayfer_Tunc_tan__Dunya_Agrisi_.html

Posted in Ankara 2. Grup, Kdz. Ereğlisi 1. Grup, İstanbul 6. Grup, İzmir 1. Grup | Leave a Comment »

Sakarmeke (Mehmet Fırat Pürselim)

Posted by sinaniy 13 Ocak 2021

İzmir 1. Grup Ocak 2021

Kuşlar boşuna değil, göğe kanat çırpmak için doğmuşlar. Gök de elbet kuşlar için var. Dalın da suyun da emeği üstlerinde. Hızı ve yükselişi okşaya okşaya büyüten kuşlar, narin ama tılsımlılar. Yeri de yedi kat üstünü de en iyi bilenler, kafese hür kanatlarla giren, dünyayla konuşmayı ilk öğrenenler…

2011 yılında yayımlanan Hayat Apartımanı adlı öykü kitabıyla 2012 Naim Tirali Öykü Ödülü’nü, 2016 yılında yayımlanan Akılsız Sokrates adlı öykü kitabıyla da 2017 Türkan Saylan Sanat Ödülü ve 2017 Orhan Kemal Öykü Ödülü’nü kazanan Fırat Pürselim, adını, göçmeyi unutmuş, denizi mesken bellemiş bir tatlı su kuşundan alan Sakarmeke’de; aidiyet, yuva, uyumsuzluk, göç gibi konuları incelikle ele alıyor.

“Kuşların da içi sıkılır mı anne?”
“Sıkılmaz mı kuzum? Sıkılmasa neden başlarını alıp oraya buraya gitsinler?”
“Geçer mi sonra?”
“Geçer elbet. Hani yükselirler, yükselirler sonra süzülmeye başlarlar ya… İşte o zaman bil ki ferahlamışlardır.”

Posted in İzmir 1. Grup | Leave a Comment »

Göçmen Kadın (Aleksandros Papadiamantis)

Posted by sinaniy 20 Kasım 2020

İzmir 1. Grup Aralık 2020

(…) Başı yukarı doğru bakarak sağ tarafa kıvrılmış vücudu ve toplanmış dizleriyle yatakta yatıyordu. Yüzü bembeyaz kireç gibi, boğazı ise soluk ve şeffaftı; öyle ki ince damarlarını sayabilirdin. Ellerini karnının üstünde birleştirmişti. Göğüsleri hiç dikkat çekmiyordu, sanki on iki yaşında bir kız çocuğu gibiydi. Eğer bir insan eli onun kalbini arasaydı neredeyse hiç nabız bulamazdı. Yalnızca bir melek, gelecekte bu solgun ve soyut varlığa âşık olabilirdi.

İstikbalin denizine açılıyordu. Kanatların ve bulutların üstünde uçuyordu. Sanki nahoş bir tırtıldan çok güzel bir kelebek gibi doğuyordu. Böylece ruh, fani bedenden yükseliyordu. Geçici ve ölümlü olan aşk, kutsal ve semavi bir aşk olarak doğuyordu.

Ölüm ile yaşam arasında duruyor ve ebediyetin şafak öncesi vaktinden keyif duyuyordu. Gizemli bir şekilde geçmişiyle vedalaşıyor, kucak dolusu metanet ve vefa ile geleceğe sesleniyordu.

Attığı adımı görmeden yürüdüğü ışık dolu bir yol olduğunu anlıyordu. Kendisi ile birlikte yeni bir gün doğumunda yok olacak hayatının ufuk çizgisinde kaybolan bulutları ve fırtınaları da götürüyordu. Baş melekler, kalbine gizemli ve akla hayale gelmez sözcükler fısıldıyordu.
Sesi titreyerek baharda öten bülbüller gibi şafak şarkısını söylüyordu.

Bir an için bakışlarını arkaya çevirdi, hayatının farklı dönemleri, üzerine basılan çöller gibi, yürürken ayaklarının tökezlediği mezarlıklar olarak göründü. Sonunda topuklarının altında pürüzsüz ve çimlerle kaplı bir toprak buldu. Sanki sonsuzluğun kıyısından bir rüyanın içine girer gibi oldukça ruhani ve dumanlıydı.

Yolunda yürümesini zorlaştıran dikenler ellerini kesmişti ve şimdi yara bere, kanla dolu elleri Tanrı’ya uzanıyor, Tanrı onları gökyüzünde yanan buhurdanlık ateşinde dağılan tütsülerle her türlü kirden ve günahtan arındırıyordu.

Hiçbir zaman hecelemediği dahi, net, açık anlamlar yükseliyordu. Sanki öteki dünyanın ebediyet ağacından üzerine düşen masumiyet hediyelerini kabul ediyordu. Kollarını uzattı ve bir zamanlar hayal etmesi yetmeyen ideali kucakladı: Ölümsüzlüğü. (…)

 (…) Başı yukarı doğru bakarak sağ tarafa kıvrılmış vücudu ve toplanmış dizleriyle yatakta yatıyordu. Yüzü bembeyaz kireç gibi, boğazı ise soluk ve şeffaftı; öyle ki ince damarlarını sayabilirdin. Ellerini karnının üstünde birleştirmişti. Göğüsleri hiç dikkat çekmiyordu, sanki on iki yaşında bir kız çocuğu gibiydi. Eğer bir insan eli onun kalbini arasaydı neredeyse hiç nabız bulamazdı. Yalnızca bir melek, gelecekte bu solgun ve soyut varlığa âşık olabilirdi.

İstikbalin denizine açılıyordu. Kanatların ve bulutların üstünde uçuyordu. Sanki nahoş bir tırtıldan çok güzel bir kelebek gibi doğuyordu. Böylece ruh, fani bedenden yükseliyordu. Geçici ve ölümlü olan aşk, kutsal ve semavi bir aşk olarak doğuyordu.

Ölüm ile yaşam arasında duruyor ve ebediyetin şafak öncesi vaktinden keyif duyuyordu. Gizemli bir şekilde geçmişiyle vedalaşıyor, kucak dolusu metanet ve vefa ile geleceğe sesleniyordu.

Attığı adımı görmeden yürüdüğü ışık dolu bir yol olduğunu anlıyordu. Kendisi ile birlikte yeni bir gün doğumunda yok olacak hayatının ufuk çizgisinde kaybolan bulutları ve fırtınaları da götürüyordu. Baş melekler, kalbine gizemli ve akla hayale gelmez sözcükler fısıldıyordu.

Sesi titreyerek baharda öten bülbüller gibi şafak şarkısını söylüyordu.

Bir an için bakışlarını arkaya çevirdi, hayatının farklı dönemleri, üzerine basılan çöller gibi, yürürken ayaklarının tökezlediği mezarlıklar olarak göründü. Sonunda topuklarının altında pürüzsüz ve çimlerle kaplı bir toprak buldu. Sanki sonsuzluğun kıyısından bir rüyanın içine girer gibi oldukça ruhani ve dumanlıydı.

Yolunda yürümesini zorlaştıran dikenler ellerini kesmişti ve şimdi yara bere, kanla dolu elleri Tanrı’ya uzanıyor, Tanrı onları gökyüzünde yanan buhurdanlık ateşinde dağılan tütsülerle her türlü kirden ve günahtan arındırıyordu.

Hiçbir zaman hecelemediği dahi, net, açık anlamlar yükseliyordu. Sanki öteki dünyanın ebediyet ağacından üzerine düşen masumiyet hediyelerini kabul ediyordu. Kollarını uzattı ve bir zamanlar hayal etmesi yetmeyen ideali kucakladı: Ölümsüzlüğü. (…) (Tanıtım Bülteninden)

Posted in İzmir 1. Grup | Leave a Comment »