Ekin Yazın Dostları

Kitap Okurlarının Buluşma Noktası

Archive for the ‘İstanbul 1. Grup’ Category

İstanbul 1. Grup

Simyacı (Paulo Coelho)

Posted by sinaniy 02 Ocak 2019

simyacı - paulo coelhoİstanbul 1. Grup Ocak 2019

Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho’nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye’de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâna’nın ünlü Mesnevî’sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir “klasik” yapıt haline geldi.

Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir “nasihatnâme”; “Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?” gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor.

Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

Reklamlar

Posted in İstanbul 1. Grup | Leave a Comment »

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (Italo Calvino)

Posted by sinaniy 02 Ocak 2019

bir-kis-gecesi-eger-bir-yolcu-italo-calvinoİstanbul 1. Grup Nisan 2019
İstanbul 2. Grup Şubat 2017

“Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin” cümlesiyle başlayan, Calvino’nun yazarlık dehasını konuşturduğu, Calvino’nun Calvino’yu okuduğu, okurluk ve yazarlık üzerine bir başyapıt olan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, ilk kez özgün dilinden yapılan çevirisiyle Türkçede…

“Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, roman okuma pratiğiyle bağlantılı ivedilik, arzu ve düş kırıklığı hakkında bir romandır. Calvino, tamamlanmamış romanlardan, hatalı ciltleme veya eksik sayfalar gibi olaylar nedeniyle acımasızca kesilmiş hayali kitaplardan çekici bölümlerin bulunduğu bir kütüphane rafını kapsayan bir anlatı tasarlar. Bu roman aynı zamanda, yazar ve bir roman okumak için koltuğuna oturan bir okur arasındaki tehlikeli yolculukta ters gidebilecek şeylere dairdir. Bu okur benim, belki de sizsiniz. Ama ayrıca, başlangıçta Italo Calvino’nun, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı son romanının sağlam bir kopyasını ele geçirme arzusu daha sonra başka bir okur olan Ludmilla’ya duyduğu arzuyla karışan, Okur adında bir karakter vardır. İkisinin öyküsü, her biri onların (ve bizim) hemen öncesinde okuduğumuz parçanın devamı olarak süren, okudukları diğer romanlardan bölümlerle iç içe geçen çerçeve öyküdür. Bu karmaşık düzenleme, Calvino’nun, çok farklı on romandan harika on parça yazmasını sağlar; okuma gezintisi bizi türler, dönemler, diller ve kültürler arasında dolaştırır.

Herşeyden önce bu roman, yalnız başına okumanın hazları ve serüvenlerine dair bir manifesto olmakla beraber iki okur aynı kitabı okuduklarını ve sevdiklerini keşfettiklerinde deneyimlenen karşılıklı tanımanın yarattığı heyecanın bir kutlamasıdır da.” 1001 Kitap’tan 1’i inceleme yazısından.

Posted in İstanbul 1. Grup, İstanbul 2. Grup | Leave a Comment »

Justine / İskenderiye Dörtlüsü 1 (Lawrence Durrell)

Posted by sinaniy 02 Ocak 2019

justine - lawrence durrel
İstanbul 1. Grup Şubat 2019
Ankara 2. Grup Nisan 2016

Justine, ünlü İngiliz yazarı Lawrence Durrell’in dört ayrı romandan oluşan İskenderiye Dörtlüsü’nün ilki. Justine (1957), Balthazar (1958), Mountolive (1958) ve Clea (1960) adlı bu büyük dörtlü, 1960’lı yıllarda İngiliz romancılığında büyük yankılar uyandırmıştı. Önce yadırganan, ama büyük bir ilgiyle karşılanan, dünyanın dört bir yanında okunup tartışılan bu ünlü dörtlünün amacını Lawrence Durrell “çağdaş sevginin irdelenmesi” olarak açıklar. Yazar, sevgi ilişkilerini yalnızca erkek-dişi ilişkisi olarak almaz. Dörtlünün ilki olan Justine’de, Sade’ın, sevişmenin hiçbir türlüsünü suç saymayan görüşünü de benimser. Çağdaş İngiliz romanına yepyeni bir soluk getiren Lawrence Durrell, Justine’de, yaşam dolu, tutkularıyla kabına sığmayan, İskenderiye’li bir Yahudi güzelini anlatır. Sevmeye de sevilmeye de doymayan, kocasıyla olan ilişkileri oldukça karışık, evlilik dışı kaçamakları hiç eksik olmayan Justine, sevgi yoluyla gerçek benliğini ararken, cinselliğin değişik olanaklarını da yansıtır.

Posted in Ankara 2. Grup, İstanbul 1. Grup | Leave a Comment »

Başkan Babamızın Sonbaharı (Gabriel Garcia Marquez)

Posted by sinaniy 02 Ocak 2019

baskan-babamizin-sonbahari-gabriel-garcia-marquez
İstanbul 1. Grup Mart 2019
Ankara 3. Grup Mayıs 2017

“Başkan Babamızın Sonbaharı”, ölmek üzere olan, ama bir türlü ölmek bilmeyen, yaşama tutunmak adına ne cinayetler işleyip ne kanlar döken bir diktatörün öyküsüdür. Romanın karmaşık öyküsü, sözü edilen ülkedeki yaşamın karmaşıklığı ile atbaşı gider. Öyle ki, Başkan’la ilgili anılarını anlatanları, yalnızca bir noktalı virgül ayırır. Romanın sonunda yinelenen belli sahneleri birleştirerek, konuşanların yaşam öykülerini bütünleyebiliriz. “Başkan Babamızın Sonbaharı”nı okurken, çağımızda sürüp gelen umutsuzlukla, sürüp gidecek olan umudun öyküsünü de izlemiş oluyoruz. Bu arada yazarın, yine Latin Amerika edebiyatı geleneğine bağlı kaldığını, birtakım ‘tip’ler aracılığıyla, yalnızca sevgisiz, zavallı, bunak bir başkan’ı değil, onu yaratan gerçekdışı düzeni yargılama amacı da güttüğünü görüyoruz. Kolombiyalı bu ünlü yazar, çoksatar yazarların deneyimlerinden de yararlanıyor; böylece günümüzde şiddet ve cinsellikle uyarılan okurun da ilgisini çekmeyi başarıyor.

Posted in Ankara 3. Grup, İstanbul 1. Grup | Leave a Comment »

Bizim Köy (Mahmut Makal)

Posted by sinaniy 22 Kasım 2018

bizim köy - mahmut makalİstanbul 1. Grup Aralık 2018
İstanbul 6. Grup Ağustos 2018

Bizim Köy 1950’de yayımlandığında toplumun geniş kesimlerinde tam anlamıyla bir depreme yol açtı. Yazarın, 17 yaşında gencecik bir öğretmenken kaleme almaya başladığı “köy notları” kitap haline getirilip de basıldığı zaman önce iktidarın öfkesini üzerine çekti. Çünkü köyden yükselen yoksulluk çığlığı, kulaklarını ve gözlerini her türlü olumsuzluğa kapamak isteyenlere, köyleri yemyeşil, bereketli, güzel köylü kızlarının berrak pınarlardan su taşıdığı yerler olarak gösterme çabasında olanlara atılan bir tokattı. Köylerde hâlâ taş devrinin yaşandığı gerçeğini dile getirmenin bir cezası olacaktı elbette. Her yer kar altındayken, köylere ulaşım sağlanamazken köyünde öğrencilerini “hayata hazırlamaya” çalışan genç öğretmenin haberi olmadı kitabının kopardığı gürültüden. Karlar erimeye başlayıp, yollar açılınca ilk ziyaretçileri jandarmalar oldu Makal’ın. Tutuklandı. Bizim Köy ise tam tersine çeşitli dillere çevrilip ülke sınırlarını aşmaya başladı.

Dönemin cumhurbaşkanı, yazarı Çankaya Köşkü’ne davet ettiğinde, bu tutum Demokrat Parti’nin köye ve köylünün sorunlarına önem vermesi olarak algılandı. Ama bu da uzun sürmedi. Önce çeşitli karalamaların boy hedefi haline gelen Köy Enstitüleri kapatıldı, ardından Enstitülü öğretmenlere baskılar başladı. Köye ve köylülerin içinde bulunduğu çağdışı koşullara değinen yazarlara, aydınlara karşı sistemli bir linç kampanyası başlatıldı.

Tahsin Yücel’in “Bizim Köy 1950’de bir başyapıttı. 1995’te de bir başyapıt” saptaması, aradan geçen yarım asırlık bir sürece rağmen, yazarın ve eserinin hâlâ güncelliğini koruduğunu göstermesi açısından son derece isabetli bir değerlendirme.

Bizim Köy, Türk edebiyatında köy gerçekliğine dayanan bir ilk kitap ve toplumcu gerçekçiliğin öncüsü olarak kabul edilmektedir.

Posted in İstanbul 1. Grup, İstanbul 6. Grup | Leave a Comment »