Ekin Yazın Dostları

Kitap Okurlarının Buluşma Noktası

Archive for Aralık 2018

Maruha (Bade Osma Erbayav)

Posted by sinaniy 25 Aralık 2018

maruha - bade osma erbayavİstanbul 3. Grup Ocak 2019

Okyanusların kalbinde iki asi ruh. Farklı zamanlarda yaşamış iki yürekli kadın. Boğaziçi’nin usulca kaynayan sularından ölgün ışıklarıyla geçen gemilere binerek Paris’e gitme hayalleri kuran Çingene ruhlu ressam Maruha ile Sheerness’li korsan Mary Anne’in rüyalarda kesişen büyülü hikâyesi.

Tatavla’da Bir Delirme Vakası adlı kitabın yazarı Bade Osma Erbayav’ın ilk romanı Maruha, ustalıklı bir dille kurguladığı çok katmanlı anlatımıyla okura nitelikli bir kadın korsanlar atlası sunuyor.

“Ayaklarıyla yeri dövebilen İspanyol kadınlar gördüm. Güçlü ciğerleriyle ağıtlar yakabilenleri. Tutkuyla havada döndürdükleri elleriyle karanlıktan aydınlık yaratabildiklerini gördüm, en alımlılarını ve en mahzunlarını izledim. O kadınlar hep benim içimdeler… Biliyorum oradalar. Bulacağım onları.”

Reklamlar

Posted in İstanbul 3. Grup | Leave a Comment »

Sonsuzluğa Nokta (Hasan Ali Toptaş)

Posted by sinaniy 19 Aralık 2018

sonsuzluğa nokta - hasan ali toptaşİstanbul 4. Grup Mart 2019

Otobüsün ön koltuğunda oturan “yorgun bir tavşan”ın dikiz aynasından gördüğü, rüya ve hayallerle kurulan bir dünya.
Yahut öyle sanıyoruz.
Elinde kahrolası valizi, yersiz yurtsuz ve işsiz bir genç.
Yahut evli ve yatalak bir edebiyatsever.

Hasan Ali Toptaş’ın belki de en hülyalı romanı Sonsuzluğa Nokta; Bedran’ın etiyle kemiğiyle yanımızda oturduğu, seviştiği, konuştuğu, korktuğu gerçeklik.

“Hasan Ali Toptaş’ın dili, Türk şiirinin bugünkü düzeyinde en çekici ögeleri, biçemi taşıyor. Seviyorum Hasan Ali Toptaş’ı, saygı duyuyorum.”
-Vedat Türkali, Radikal İki-

“İnsanlar isterlerse her şeyi, ama hemen her şeyi bir tür silaha dönüştürebilirlerdi çünkü. En çok da sevgiyi elbette, alışılan yaşam biçimlerini, alışılacakları… Ava hazırlandıklarında, silaha dönüştürdükleri şeylerin geride kalan izlerinden belki durumlarına uygun birer gerekçe yaratacaklardı daha sonra bu yolcular; gerekçelerin gölgesinden de çeşitli yetkiler çıkaracaklardı kendilerine ve böylece, bütün silahlar dosdoğru bana yönelecekti.”

Posted in İstanbul 4. Grup | Leave a Comment »

Suskunlar (İhsan Oktay Anar)

Posted by sinaniy 19 Aralık 2018

suskunlar-ihsan-oktay-anar
İstanbul 4. Grup Şubat 2019
Marmaris 2. Grup Haziran 2018
İstanbul 3. Grup Ekim 2017

Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçak gönüllü dünyasına misafir olacaksınız satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce… Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü… Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri… Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır. Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi. Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…

Posted in Marmaris 2. Grup, İstanbul 3. Grup, İstanbul 4. Grup | Leave a Comment »

Ardıç Ağacının Altında (Selçuk Altun)

Posted by sinaniy 19 Aralık 2018

ardıç ağacının altında-selçuk altunİstanbul 4. Grup Aralık 2018

Varsıl bir hayat sürdüren, orta yaşlarında, kadın delisi Erkan bir kaza haberiyle sarsılır. Aynı araç içinde ölen karısı ve en yakın arkadaşının haberidir gelen.

Tanıştıkları günden beri geçinemeyen bu iki kişinin hayatı nasıl olur da aynı arabanın içinde son bulur? Bu sorunun ardındaki sırlar Erkan’ı giderek koyu bir bunalıma iter ve Karadeniz’in bir kasabasındaki, dedesinden miras kalan fındık ağacı bahçesine kapanmasına neden olur.

Bahçenin en kadim varlığı bir ardıç ağacıdır. Erkan günlerce ona içini döker. Okur, ardıç ağacının gövdesine yaslanarak, Erkan’ın birbirinden farklı karakterlerle örülü gizemli geçmişini dinlerken, o çarpıcı gerçeğe yaklaşmaktadır: Hayat romanlardan daha tuhaftır…

Posted in İstanbul 4. Grup | Leave a Comment »

Kehribar Zamanında Aşk (Bige Güven Kızılay)

Posted by sinaniy 19 Aralık 2018

kehribar zamanında aşk -Bilge Güven Kızılayİstanbul 7. Grup Nisan 2019

“Münevver titreyen elini yavaşça o’nun eline bırakıverdi. Elini sımsıkı kavradı eli. Sıkı ama nazikçe… Öyle nazik bir tutuş ki, sanki yavru bir kuşu avucuna alırcasına… İncitmemeye özen gösterir gibi… Üstelik bu ayaz kış gününde, nasıl olabiliyorsa sıcacıktı elleri. Yumuşak, güven verici… Başını kaldırdı, baktı Münevver. Göz göze geldiler. Kehribar rengi gözleri vardı!..”

Aşk biraz kehribara benzer aslında… Bir ağacın öz suyu gibi insanın doğasında vardır… Reçine diye yüzüne bakmadığımız o şey, yıllar boyunca bin bir mevsimi yaşar, en sert rüzgârlarda savrulur, en vahşi yağmur taneleriyle dövülür, en sıcak güneşle ısınır, en soğuk karla kaplanır… Sonunda ise şahane bir renkte çok değerli bir taşa dönüşür. Adına o zaman kehribar derler… Aşkın kehribar hali herkese nasip olmaz. Çünkü sabır gerektirir. Emek gerektirir. Hoşgörü gerektirir. Vefa gerektirir. Reçineyi mücevher yapan zorlu süreçte ellerinizi sımsıkı kenetleyip durabiliyorsanız eğer, boynunuza kehribardan kolyenizi ışık ışık bir nişan gibi takarsınız. Kehribar aşkın ta kendisidir..

Posted in İstanbul 7. Grup | Leave a Comment »