Ekin Yazın Dostları

Kitap Okurlarının Buluşma Noktası

Mrs Dalloway (Virginia Woolf)

Posted by Aydın Ergil 11 Haziran 2017

mrsdalloway

Mrs. Dalloway

İstanbul 1. Grup, Ağustos 2017
Marmaris 2. Grup Şubat 2017
İstanbul 5. Grup, Şubat 2016
Marmaris 1. Grup Kasım 2014

“Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çılgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde.”
Virginia Woolf belki de en tanınmış romanı olan Mrs. Dalloway için bir yazısında bunları söylüyor. Dediklerini yapıyor da; her şeyden önce tek bir günün yoğun örgüsü içinde hem akreple yelkovanın peşinde koşan hem de o günün saatleri içinde kahramanlarının zihninde uzayıp giden iç zamanlar bulan bir roman bu. Mrs. Dalloway, edebiyat tarihinde daha sonraları “bilinç akışı” adıyla anılacak bir tekniğin en başarılı örneğidir. Kitaba adını veren Clarissa Dalloway, akşam vereceği davetin hazırlıkları peşinde Londra sokaklarında dolaşırken, kitabın öteki, “gizli” kahramanı Septimus Warren Smith aynı sokaklarda başka, daha karanlık bir hedefe doğru yol alır. Kitabın birbiriyle hiç yüzyüze gelmeyen bu iki kahramanı delilikle sığlık, sığlıkla derinlik, yaşamla ölüm kadar temel karşıtlıklar içinde “günden geceye” yolculuklarını tamamlar ve Virginia Woolf’da birleşirler. Mrs. Dalloway’i, Tomris Uyar’ın klasik niteliğindeki çevirisinden sunuyoruz.

Bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Mrs._Dalloway

Reklamlar

Bir Yanıt to “Mrs Dalloway (Virginia Woolf)”

  1. 1. gruptan kitap sahibi Nilüfer Alkoç arkadaşımızın derlemesi ve değerlendirmeleri:

    VIRGINIA WOOLF

    25 Şubat 1882’de Londra, İngiltere’de dünyaya geldi. Hiç okula gitmedi, evde eğitim gördü. Woolf’un aile üyeleri, İngiltere’nin seçkin entelektüellerindendi. Hepsi iyi öğrenim görmüş kişilerdi, üstlendikleri görevler önemliydi. Babası Sir Leslie Stephen editör, eleştirmen ve biyografi yazarı olarak ün yapmıştı. Görkemli kütüphanesi sayesinde kızı, kendi kendini yetiştirme fırsatı bulmuştu. Özel öğretmenlerden Latince ve Klasik Yunanca dersleri alan Woolf, henüz dokuz yaşındayken ağabeyi Thoby ile evde Hyde Park Gate News adı altında haftalık bir dergi çıkarmaya başlamıştı. Babasının Viktoryen bağları, sonraları Woolf’un edebi stilini de etkileyecekti. Sir Leslie Stephen’ın ilk eşi, ünlü romancı Thackeray‘nın kızıydı. Woolf’un annesi Julia Prinsep Stephen babasının ikinci eşiydi. Öz kardeşleri Vanessa, Thoby, ve Adrian dışında George, Stella, Gerald, Laura ve Stephen isimlerinde 5 kardeşi daha vardı. Büyük teyzesi Julia Cameron, birinci sınıf bir fotoğrafçıydı ve büyükbabası, amcası, üvey kardeşi ve Virginia’nın babası, şövalyelik payesi almışlardı. Teyzesi Catherine’de Cambridge‘de Newham College‘ın başında bulunuyordu.
    Virginia Woolf’’un ailesi onun için birçok yazarın ailesinden daha önemli oldu, çünkü Woolf evde öğrenim görüyordu, bu yüzden yaşamının büyük bölümü ailesinin çevresinde döndü. Yedi tane hizmetçi, onlara yardımcı olan bir dolu yetişkin kadın ve aile üyeleriyle birlikte 22 Hyde Park Gate’teki altı katlı kalabalık bir evde yaşıyordu. Annesinin grip nedeniyle 1895’te ani ölümü sırasında küçük Virginia 13 yaşındaydı. Bu ölüm onu derinden etkilemişti ve 2 yıl sonra sinir bozukluğuyla kendini gösteren krizlere yol açmaya başlamıştı. Yaşadığı travma ve ağır depresyon zaman zaman kendini gösteren hayali yaratıklarla konuşma ve olmayan sesleri işitme gibi halüsinasyonlara dönüşse de tüm bunlar hayatının tamamına yayılmamıştı.
    1904’te babasının kaybından sonra yeni bir krizin eşiğine gelen Woolf’un gerçek yaşama dönmesi uzun zaman aldı. Bir süre sonra kardeşleri, Vanessa, Thoby ve Adrian ile birlikte yirmi iki yaşındayken Londra‘nın Bloomsbury semtindeki bir eve taşınan Virginia için bu değişiklik ve yer değiştirme bir çıkış, bir kaçış oldu.
    Woolf’un katı toplumsal kuralları düstur edinmiş kardeşleri George ve Gerald, babalarının ölümünden sora kendilerinden küçük üvey kız kardeşleri üzerindeki etkilerini yitirdiler. Dolayısıyla Woolf’u topluma karşı dikkatli olmaya artık kimse zorlamamaktaydı. Miras olarak çok para kaldığı için şanslı olan kardeşler kurallara bağlı olmadan geceler boyu birlikte oturmak, tartışmak, sanat, edebiyat, din ve aşk üzerine konuşmak fırsatı buldular. Tüm arzuları “Yaşamın, görüntülerin altındaki derinlerine inmek” olan kardeşler, üyelerinin kayıtsız şartsız düşüncenin dürüstlüğüne inandıkları Bloomsbury isimli bir gruba katıldılar. Bu grup, insan hareket ve davranışlarında aklın önemli olduğunu savunmaktaydı. Ancak, Bloomsbury grubunda teori ve uygulamada farklılıklar göze çarpıyordu. Grup üyeleri birbirleriyle çelişmekteydiler, kişisel ve edebi çalışmalarında toplumun diğer sosyal tabakaları ile ilgilenmiyorlardı. Kendilerini üstün görmekteydiler. John Maynard Keynes, E.M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiliklerin de yer aldığı grup, cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla o dönem adından oldukça fazla biçimde söz ettirmekteydi.
    Profesyonel olarak yazma işine 1905’te başlayan Woolf, Times Literary Supplement’e edebi eleştiri yazıları yazıyordu.1906’da Thoby’nin kardeşleriyle çıktığı bir Yunanistan gezisi sırasında yakalandığı tifodan ölmesi Woolf için yeni ve başa çıkılamaz bir şok oldu. Thoby’nin ölümünden iki gün sonra ablası Vanessa’nın evlenmesiyle birlikte Virginia’nın yaşamında birtakım değişiklikler gerçekleşti. Kardeşi Adrian’la birlikte, yine Bloomsbury yakınlarında bir eve taşınan Woolf, burada aydın çevrelerin yanı sıra, Londra sosyetesinin tanınmış hanımlarının da katıldığı toplantılar düzenlemeye başladı. Bu toplantılarda açık sözlülüğü ve sivri diliyle öne çıkan Virginia Woolf, yine bu dönemde, Times Literary Supplement’in yanı sıra, aylık olarak yayınlanan “Cornhill” dergisine edebiyat eleştirileri yazmaya başladı.
    1909’da Bloomsbury’den Lytton Strachey ile nişanlanan Woolf, bir süre sonra anlaşamadıklarını düşündüğü için Strachey’den ayrıldı. Bir yıl sonra ruhani bir çöküş daha yaşayan yazarı, uzun süredir yayınlamayı düşündüğü ilk romanı The Voyage Out (Dışa Yolculuk) için okurdan gelecek olan tepkiler çok fazla düşündürüyordu. O dönem kız kardeşi Vanessa ilk çocuğunun bakımıyla fazlasıyla meşgulken kendisi eniştesi Clive Bell’le flört ediyordu ve aslında bundan büyük rahatsızlık duyuyordu. Bir depresyon anında kendisiyle ilgili olarak “29 yaşında hâlâ evlenmemiş bir ‘başarısız’. Çocuğu da yok üstüne üstlük, ruhen hasta ve yazar falan da değil” ifadelerini kullanan Woolf’a çok fazla incindiği için doktorlar tarafından yeniden bir dinlenme kürü verildi. Endişeyle yayınladığı ilk romanı Voyage Out yayınlandığında otuz üç yaşında olan Virginia Woolf’un kitabı eleştirmenler tarafından övüldü; stiliyse zeki, kurnaz ve yaşam hırsıyla dolu bulundu.
    1912’de ağabeyi Thoby’nin arkadaşı, Cambridge’den sol kanat siyaset kuramcısı Leonard Woolf’ la tanışması Virginia Woolf’un hayatının dönüm noktası olacaktı. Zira Leonard Woolf bir ömür boyu, onun ruh sağlığının gözeticisi ve yaratıcı kişiliğinin en büyük destekçisi olacaktı. Ancak evlenmeden önce kendisine “Beni bedensel olarak etkilemiyorsun hiç” diye yazacaktı Virginia. Evliliklerinin ilk yıllarında, 1913’ten 1915’e kadar yaşamının en ağır çöküntülerinden birini geçiren Woolf, intihar girişiminde de bulunacaktı. Yaşadığı ruhsal bunalım öncekilerin tümünden daha şiddetli ve daha uzun süreli oldu. Nedeni belki de, kocası Leonard’ın birçok doktorla konuştuktan sonra evliliğin çocuksuz devamına karar vermiş olmasındandı. Oysaki Virginia Woolf için hamilelik önemli bir konuydu. Bunu yaşamadığı için olayı başarısızlık olarak görüyor ve kendisini asla tam bir kadın gibi hissedemiyordu. Kendisine her türlü beyinsel uğraş yasaklanan Woolf, bir kliniğe yatırıldı. İyileşmeden geri döndüğü için kocasının onu tekrar kliniğe yatırma girişimlerine şiddetle karşı çıkan yazar, çareyi hayatına son verme girişiminde bulmuştu. Durumu düzelmeyince Woolf çifti biraz da Virginia’ya oyalanacağı bir uğraş bulmak kaygısıyla, 1917 yılında, adını yaşadıkları evden alan Hogarth Press’i kurdular. T.S.Eliot, Katherine Mansfield, E.M.Forster gibi günün öncü yazarlarının şiir ve öykülerini basarak, aydın çevrelerde kendine saygın bir yer edinen yayınevi Virginia Woolf’a da yazar olarak büyük özgürlükler sağlıyordu. Bu nedenle zaman zaman taşınması zor bir yüke dönüşse de Woolf çifti bu işi sürdürdüler.1919 ‘da ikinci kitabı Night and Day (Gece ve Gündüz) yayınlayan Woolf, bu romanında alışılagelmiş kalıpları izledi. Kahramanlar, ilerleyen zaman içinde ve belirli bir olay örgüsü çerçevesinde, birbirleriyle ilişkiler kuruyorlar ve belirli çözümlere varıyorlardı. Bu iki romanın ardından Woolf’un deneyci kişiliği ön plana çıktı ve 1919 tarihli ünlü “Modern Roman” yazısında savunduğu gibi, yeni dil ve anlatım arayışlarına girişti. Bin bir izlenimden oluşan hayatı ve bu bin bir izlenimin alıcısı olan kişiyi bütün renkleriyle verebilmek için en uygun yöntem olarak bilinç akışı tekniğini benimseyen Woolf, 1922 yılında yayınladığı Jacob’s Room’da(Jacob’un Odası) bu tekniği kullanmaya başladı. Aynı yıl Vita Sackville-West’le tanışan ve bir ilişki yaşamaya başlayan Woolf, kadınlara ilgisini daha önce de fark etmişti ve romanlarında bundan bahsediyordu. Bu yüzden bir klasik olan Orlando isimli romanını bir aşk mektubuyla beraber sevgilisi Vita Sackville-West’e adadı.1925’te okuyucuyla buluşacak olan Mrs. Dalloway, yazarın adıyla anılacak ‘bilinç akışı’ tekniğinin en başarılı örneği olacaktı. Romanıyla ilgili yazar şu ifadeleri kullanacaktı:
    “Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum. Sağlığı ve çılgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde en yoğun biçiminde.”
    Mrs. Dalloway’i 1927’de en çok beğenilen romanı olan To The Ligthouse (Deniz Feneri) takip etti. Çünkü bu romanıyla kendini, zamanın öbür yazarlarından ayıran üslubunu geliştirmişti ve kendi roman tekniğine uyan en uygun yapıtını vermişti.
    1929’da A Room of One’s Own(Kendine Ait Bir Oda) yayınlayan yazar, bu kitabında kadınların yazarlık ya da başka mesleklerde söz sahibi olabilmeleri için kendilerine ait bir oda ve bir gelire sahip olmaları gerektiğini savundu. Kitaba güler yüzlülük ve yaratıcılık hâkimdi.
    1931’de yayınladığı The Waves (Dalgalar) yazarken Virginia Woolf, bu kitapla o güne değin hiçbir başka romancının göze alamayacağı değişik şeyleri yapmak istediğini, bu romanın o güne değin yazılan hiçbir başka romana benzemeyeceğini biliyordu. Çünkü Dalgalar, hem düzyazıyla kaleme alınacak, hem de şiir, roman ve tiyatro oyunu gibi türlerin karışımı olacaktı.
    1937’de The Years (Yıllar)ı kaleme alan Woolf, savaştan ve onun yıkıcı etkilerinden oldukça fazla etkileniyordu. Lytton Strachey, Roger Fry, Janet Case ve Lady Ottoline Morrell’in de aralarında olduğu tüm eski dostlarını kaybeden Woolf yeni ve şiddetli bir bunalım daha yaşamaya başladı.
    Bu yüzden 1939‘da, II. Dünya Savaşı‘nın başlamasından hemen sonra, intihar Virginia’nın çok düşündüğü bir konu olmaya başladı. Eşi Leonard Yahudi olduğu için Nazi tehlikesinden Virginia’ya oranla daha derinden etkileniyordu. Savaş artık iyice kapılarına gelmiş dayanmıştı. Londra’da Luftwaffe‘nin hava saldırıları evlerinin bir bölümüyle The Hogarth Press’in bürosunu yerle bir edince Woolf çifti, büyük bir çabayla Virginia’nın babasının kütüphanesinden kalan, evlilikleri boyunca biriktirdikleri ve yayınevleri The Hogarth Press tarafından basılmış binlerce kitabı kurtarmayı başardılar.
    26 Şubat 1941’de Between the Acts(Perde Arkası)nı bitirdiğinde müsveddesini okuması için Leonard’a veren Woolf, son romanını yazarken sıkıntı çekmemiş, büyük bir keyifle yazmıştı. Ancak kitabı okuduktan sonra ondan hoşnutsuz olduğunu fark eden Woolf’un depresyonu iyice artmaya başlamıştı. Artık okuyamayan, yazamayan ve aklını hepten yitireceğinden endişe eden, Woolf, 28 Mart 1941’de ölmeye hazır olduğunu hissetti. Biri kocası Leonard’a, diğeri orta yaşlarındaki partneri lezbiyen Vita Sackville-West’e olmak üzere iki veda mektubu yazan Woolf, bastonuyla Ouse ırmağına kadar yürüyüp ceplerine taş doldurdu ve ırmağın sularına gömüldü.

    MRS. DALLOWAY

    Mrs. Dalloway, edebiyat tarihinde daha sonraları “bilinç akışı” adıyla anılacak bir tekniğin en başarılı örneğidir. Virginia Woolf; tek bir günün yoğun örgüsü içinde hem akreple yelkovanın peşinde koşan hem de o günün saatleri içinde kahramanlarının zihninde uzayıp giden iç zamanlar bulan bir roman yazar. Kitaba adını veren Clarissa Dalloway, akşam vereceği davetin hazırlıkları peşinde Londra sokaklarında dolaşırken, kitabın öteki, “gizli” kahramanı Septimus Warren Smith aynı sokaklarda başka, daha karanlık bir hedefe doğru yol alır. Kitabın birbiriyle hiç yüz yüze gelmeyen bu iki kahramanı sığlıkla derinlik, yaşamla ölüm kadar temel karşıtlıklar içinde “günden geceye” yolculuklarını tamamlar ve Virginia Woolf’da birleşirler.

    Woolf’un amacı kurmacanın geleneksel kalıplarından uzaklaşmak, hayata yaklaşmak, hayatın içindeki anları yakalamaktı. O anlarda hayat hem müthiş güzel hem de tamamen dayanılmaz olsa da. Mrs. Dalloway’deki şu küçük paragraf ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır: “Kendini çok genç hissediyordu; aynı zamanda da ifade edilemeyecek derecede yaşlı. Her şeyin içinden bir bıçak gibi keserek geçiyordu; aynı zamanda da dışarıdan bakıyordu her şeye. Taksileri seyrederken dışarıda, uzakta, ta deniz kıyısında ve bir başına olduğu duygusu vardı içinde sürekli; bir tek gün yaşamanın bile çok, çok tehlikeli olduğunu hissetmişti hep.”

    Romanın ana kahramanlarından Septimus Warren Smith de Mrs. Dalloway gibi çok anlamsız bulur hayatı. İkisi de yalnız; ikisi de insanların arasında ama onların dışında. Clarissa Dalloway’in bedeni evinde verdiği partide, ruhuysa dolaşıyor, geçmişe gidiyor, bugünde oyalanıyor ama herkesin dışında durup tepeden bakıyor. Ve insanı düşündürüyor: İnsan kendi hayatının seyircisi olabilir mi? Evet olabilir, ama kaçımız başarırız bunu? Kaçımız kendimizi hayatın içinden sıyırıp bir kenarda durur, hayatı ve insanları ve hayatın anlamını düşünürüz. Delilikle akıl sağlığını ne kadar ince bir çizgi ayırdığını, aynı olaya ya da duruma her ikisinin de başka açılardan ama aynı duygularla bakılabileceğini gösteriyor. Yaşadığımız hayatların çoğu kez kendi seçtiğimiz hayatlar değil bize biçilen hayatlar olduğunu, zaman içinde o hayatları kendimiz seçmiş gibi uyum sağlayıp uzlaştığımızı, ancak hayatın bir ânında, bir noktada, çok sıradan bir olayda ansızın dönüp içimize baktığımızı düşündürüyor. “Görünmez olduğunu hissediyordu nedense; görünmüyordu; bilinmiyordu; ne evliydi artık, ne de çocuk sahibi; sadece öbür insanlarla birlikte Bond Sokağı’nda bu şaşırtıcı ve epeyce ağırbaşlı yürüyüşe katılıyordu; Mrs. Dalloway olarak; Clarissa bile değildi artık; Richard Dalloway’in eşiydi.”
    Septimus’u kendi delilik nöbetlerinden esinlenerek yazar. Duyduğu sesler, gördüğü hayaller aynı. Bir yazarın kendi deliliğini, kendi sinir krizlerini dışarıdan gözler gibi romanlarına malzeme yapması ne kadar acı. “Mrs. Dalloway”i okumaya devam ederken bu kitabın deliliğin ve intiharın incelenmesi olduğunu fark ediyoruz ki bir zamanlar Woolf da aynı şeyi söylemiş kitabı hakkında. Ama daha da ötesi, Woolf yaşadığı dünyanın öznel gerçeklerini hem akıl sağlığı yerinde olan hem de olmayan insanların gözünden sunmuş bize. Bu kitapla hem hayatı ve ölümü hem aklı ve deliliği vermek istemiş, kendisinin yaşadığı iki durumu, bu nedenle de anlatımı son derece inandırıcı. Kurgu zaman ve mekân içinde bir ileri bir geri gidip gelirken olaylar da öznel ve değişken kılınıyor. Woolf’un romanlarındaki lirik dil yanında zaman zaman kahramanlarını mizahi bir dille irdelemesi de dikkat çekici. Hem seviyor yarattığı kahramanları hem de adeta alaycı bir dille zayıflıklarına işaret ediyor. Mrs. Dalloway, geri dönüşlerle Clarissa Dalloway’in neredeyse bütün yaşamını çekip yüzeye çıkarıyor; öte yandan Woolf, kendinin de üyesi olduğu toplumsal sınıfı eleştirirken aynı zamanda bütün bir toplumun aynası da oluyor roman kahramanları; İngiliz İmparatorluğunun bütün görkemli geçmişini, ama o geçmişin nasıl kayıplara karışmakta olduğunu, o kahramanların hareketlerine, düşüncelerine bakarak okuyoruz.
    Woolf’un günlüğüne yazdığı ve beni çok etkileyen bir cümleyle bitireyim yazımı: “Arkadaşlarımı kaybettiğim oldu, kimini ölüm yüzünden… Kimilerini ise sadece karşıdan karşıya geçemediğim için.”

Bir Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s