Ekin Yazın Dostları

Kitap Okurlarının Buluşma Noktası

Zorba (Nikos Kazancakis)

Posted by Aydın Ergil 03 Haziran 2016

Zorba

İstanbul 2. Grup Ocak 2019
İstanbul 3. grup Mayıs 2016
Ankara 2. grup Haziran 2015
İstanbul 1. grup Mart 2015

Zorba, Yunanlı ünlü yazar Nikos Kazancakis’in olgunluk dönemi ürünü (1946). Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesi. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba adlı bu romanı, onun kendisiyle giriştiği bir tür sessiz hesaplaşma sayılabilir. Geçmişin, elden kayıp giden zamanın ve insanın temel yanılgılarının bir kez daha gözden geçirilmesidir bu roman. Zorba aracılığıyla Kazancakis özyaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle sokunmuş büyülü bir kumaştır, denebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir; insanı arayışın serüvenidir…

Reklamlar

Bir Yanıt to “Zorba (Nikos Kazancakis)”

  1. Nurettin ŞENOL said

    ZORBA

    Yazan : Nikos Kazancakis
    Çeviren : Ahmet Angın

    1883 – 1957 yılları arasında yaşamış olan Nikos Kazancakis, 1948 yılında yazdığı kitapla, 1930′ lu yıllarda GİRİT halkının yaşamından bir kesit yansıtmış. Türkçe olarak 1963 yılında basılmış.

    Zorba romanının 1964 yılında filmi yapılmış.
    Ben filmi izledim ve çok beğendim. Ünlü oyuncu Antony Quick’ in tartışılmaz büyük oyunculuğu ile harika bir film olmuş.

    Nikos Kazancakis’ in yaşam felsefesini ve Zorba filminin özünü, mezar taşındaki şu sözler yansıtmaktadır:
    “HİÇBİR ŞEY UMMUYORUM, HİÇBİR ŞEYDEN KORKMUYORUM; ÖZGÜRÜM.”

    Filmin kahramanı ZORBA, feleğin çemberinden geçmiş, hayatı tam anlamıyla dolu dolu yaşamış, radikal, protal, atılgan, gözünü budaktan sakınmayan, yaşamdan çok deneyimler kazanmış, hem gerçekçi hem de duygularına gem vuramayan, ele avuca sığmayan, yaratıcı düşüncelere sahip, deli fişek, ÇILGIN bir Giritli.

    Filmin bence ilginç ve çarpıcı sahneleri;

    1) Girit adasına bir otomobil geliyor ve tüm ada halkı karşılamaya koşuyor. Gelenlerin zengin olduğunu ve onlardan yararlanmak istekleri yanında meraktan olduğunu düşünüyorum. Aynı yıllarda kuşkusuz Anadolu köylerinde de durum aynı idi.

    2) Ada halkı oldukça yoksul. Hastalanan Madam daha ölmeden mallarını paylaşmak için yaklaşmakta yarışmaları çok garip geldi bana. Ölür ölmez de hiç bir şey bırakmadan tüm eşyaları alıp gittiler. Yabancı olduğu için cenazesini de toprağa vermediler. Yatağında bıraktılar.

    3) Kadınlar başörtülü. Dul kadın, Ada halkından hiç kimseye yüz vermeyince ona her türlü baskı ve tacizde bulunuyorlar. Ona aşık bir genç intihar ettiği için kadına herkesin saldırması, Şeriat’ ta olduğu gibi Recm’ e benzer şekilde taşladılar. Ölen gencin babası en sonunda boğazından keserek öldürdü.

    Böyle şeyler bana çok yabancı geldi. 1930′ lu yıllar bile olsa, eğer romanda veya filmde abartılmamışsa, olanları anlamak olası değil.

    4) Dağdan kütük indirme planında başarısız olduklarında, tam anlamıyla yıkılmaları gerekirken, dans etmeye başlamaları da önemli bir ders bence.

    Filmde Zorba’ nın ağzından çıkan çarpıcı bazı sözler;

    1) Patron: Evlendin mi?
    – Ben erkek değil miyim? Erkek dediğin aptal değil midir? Ben de bir erkeğim. Evlendim. Kadın, çocuklar, ev… her şeyi, bütün felaketi yaşadım.

    2) Küçük oğlum Dimitri öldüğünde herkes ağlıyordu. Ben ayağa kalktım ve dans ettim. O dans… O acıyı yalnızca dans durdurabilirdi.

    3) O orman manastıra ait, manastır da tanrıya; tanrı herkese ait. Onun için orman bizim sayılır.

    4) Derler ki, yaşlılık, insanın içindeki ateşi öldürür. İnsan o zaman ölümün geldiğini görür, kapıyı açar ve gel der. Bana huzur ver… Bir avuç eskimiş yalan.
    Benim içimde dünyaya yetecek kadar kavga var. Onun için kavga ediyorum.

    5) Bir kadın yalnız büyürse, bu bütün erkeklerin ayıbıdır. Tanrı bir yürek zaten, onun affedemeyeceği tek günah vardır. O da bir erkeğin, kendini yatağa çağıran bir kadını reddetmesidir. Bunu bana çok bilge bir Türk söyledi.
    Patron – Türklerle düşman olduğumuzu sanıyordum.

    Ben ülkem için, senin saçlarını havaya dikecek şeyler yaptım. İnsanları öldürdüm, köyleri yaktım, kadınlara tecavüz ettim… Peki neden? Çünkü onlar Türktü ya da Bulgar. Berbat bir salaktım da ondan. Şimdi insanlara bakıyorum; şu iyi, şu kötü diyorum. Türkmüş, Bulgarmış bakmıyorum.
    Hepimizin sonu aynı olacak. Solucanlara yem olacağız.

    6) Dul kadının öldürülmesinden sonra;

    Gençler neden ölür? İnsanlar neden ölür? Bu lanet kitaplar ne işe yarıyor peki? Bunun yanıtını veremiyorlarsa ne anlatıyorlar?

    Patron: Onlar bana, senin gibi soruları yanıtlanmayanların çektikleri acıları anlatıyor.
    – Ben onların acılarına tüküreyim.

    7) Dağdan kereste indirme başarısızlığından sonra;

    Patron, seni anlatamayacağım kadar çok seviyorum. Sende her şey var. Eksik olan tek şey, ÇILGINLIK !
    Her insanın çılgınlığa ihtiyacı vardır. Yoksa asla ipini koparıp, ÖZGÜR OLAMAZ.

    Ve film dansla bitiyor.

    (2 saat 21 dakika )

    Nurettin ŞENOL

Bir Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s